Kitap Yayımlama Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Gökbey ULUÇ

Kutlu Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni

Yazmak, bir tür terapidir. Ruhbilimcilerin bu yönde ortaya attıkları savlar sonucu writing therapy adını verdikleri bu yöntem ile kişiler, içlerini metne dökerek rahatlamanın, huzura varmanın bir yolunu daha bilmiş oldular. Akademik çalışmaları ayrı bir konu başlığında inceleyecek olursak, edebî tüm yazıları bu kapsamda değerlendirmek çok da yanlış olmaz. Şiiri yazdıran duygu, romanı kurgulatan dürtü bu değil midir? Hangi şair keyfi için yazmıştır?

Gökbey ULUÇ, 2015. Kutlu Yayınevinin Şirinevler yerleşkesinden.

Yazmak, sancılı bir süreçtir de… Gündüz oturtmaz, gece uyutmaz. Kiminin kaleminden damlayan mürekkep, kiminin de klavyesinden çıkan tıkırtıdır duygular. İşte, böylesi bir geçmişi bulunan yazınızı sonuca ulaştırıp bitirdiğinizde sıra, onu okuyup değerlendirecek kişilere ulaştırmaya gelir. Okurlara ulaşmanın ise türlü yolları vardır. Yazılarınızı blog üzerinden yayınlamak ya da Facebook gibisosyal ağlarda takipçilerinizle paylaşmak da bir tür yayıncılık yöntemidir. Tarihten bildiğimiz bir gerçek ise, somut biçimde nesnelere (taşa, kile veya kağıda) aktarılmış yazıların yüzyıllar hatta bin yıllar sonra da okura ulaştığı bilgisidir. Şimdiki deneyimlerimize göre ise de bir hafta önceki paylaşımın nerede olduğunu anımsamak bile güçtür. Bu durumda metinlerinizi kitap baskısı olarak almanız, yüzyıllar sonrasına da duygularınızı aktarmanızın sınanmış bir yolu olarak karşınızda durur.

Kitap çıkarmak konusu heyecan vericidir. Kendimden söz edecek olursam, yazdıklarımı ilk kez basılı olarak okur karşısına çıkaracağım günü hiç unutmadığımı söyleyerek başlayabilirim. Azerbaycan’ın ulusal gazetelerinden Türküstan’da haftada bir yazı yazacaktım. Yazımı gönderdikten sonraki bekleme süresinin heyecanından söz ediyorum. Günler geçti de benim de yazdığım köşe yazısının yayımlanacağı gün geldi. Sabahı zor etmiş olsam da gün ayar aymaz gazete köşküne gidip istedim. Sonraki her hafta bu heyecanım sürdü. Bu yüzden, yazı yazan birinin neler hissettiğini, hangi duyguları yaşadığını çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Ancak yine de burada konuşmamız gereken önemli bir nokta var. Açık sözlü olmayı çok severim. Atalarımızın bir sözü ile konuyu enginleştirip derinlere ineceğim: “Kargaya yavrusu kuzgun görünür.” Dolayısıyla büyük bir heyecanla yazmış olsak da yazdıklarımızın edebî değer taşıdığı konusunda ne düşünüyoruz? Bir yazının, yazarına heyecan vermesi onu okunur kılar mı? Blog üzerinden yayımlanan yazıyı yanlışını gördüğümüzde düzenleyebiliriz, sosyal ağlardaki paylaşımı istediğimizde kaldırabiliriz. Oysa kitapta böyle mi? Bu gibi nedenlerden ötürü pişme süreci adını verdiğimiz bir zaman diliminden söz edeyim. Yazarın, heyecanla yazdığı duygu ve kurgularını pişmeye bırakması, metnin olgunlaşması için gerekli bir koşul gibidir. Sular durulup da yazı yeniden okunduğunda yazar; “Bu sözcüğü ne diye eklemişim? Bu tümce olmasa da olurmuş.” gibi düşüncelerle yazısına müdahale ederek düzeltmeye gidebilir. İşbu sürecin de geçilmesiyle okur karşısına çıkmak hissiyatı iyice kendini hissettirir.

 

 

Kitap bastırmanın türlü yolları vardır. Yazdıklarınızı doğrudan bir basımevine götürmeniz yeterlidir. Olduğu gibi basıp size teslim ederler. Bu, en basit yol. Basımevinden, sözüm ona matbaadan aldığınız kitapları eve getirip bir odada saklayabilirsiniz. ISBN ve bandrol olmadığı için Kültür Bakanlığınca kaydı da olmamış sayılarak suç kapsamına girecektir. Bu gibi bürokratik işlemlerin yaşanmaması adına bir yayınevi ile anlaşma sağlamak en tutarlı yol olacaktır. Burada yazar, kendine şu soruyu sormalıdır: “Yayınevi, benim eserimi niçin yayımlasın?” Yanıtı açık ve aydın olmalıdır. Ülkemizdeki sosyo-kültürel yapıyı göz önüne getirdiğimizde, yine açık söylemek gerekirse, altında yalnızca sayfa numaraları olan bir kitabın kapağında Orhan Pamuk ya da Elif Şafak yazsa da bu yazarların kitabı 100,000 adetten aşağı satılmaz. Böylesi rakiplerin bulunduğu bir ortamda yayınevi niçin eserinizi yayımlasın? Ticarî faaliyetlerle ayakta duran bir kurum, getirisinin ne olacağını bilmediği bir yatırımın altına neden imza atmak istesin? İşte, bu gibi soruların belirsiz yanıtlarından dolayı geçmişte kitap yayımlamak elzem bir işti. Kitabı olan bir yazar sayılabilir çoklukta olup kendileri de toplumda çok yüksek itibar derecesine ulaşmış durumlarda idiler. Zaman ilerledikçe toplumdaki bu talep doğrultusunda türlü çözüm yöntemleri geliştirildi ve yazarlarımızın sayısı gün geçtikçe arttı. Kimileyin “önüne gelen yazar oldu” gibi sözler işitsem de bunu yanlış buluyorum. Okuyanımızın da yazanımızın da olabildiğince çok olması gerekir. Başka ülkelerdeki okur yazar oranı karşılaştırılıyor mu? Hep okurdan yana dert yanılıyor da yazar eksikliğinden niçin söz edilmiyor? Nitelik ayrı bir konu olsa da nicelik de epeyce önemlidir.

Piyasada destekli yayıncılık adıyla karşımıza yeni çıkan bu yeni yöntem ile edebiyat dünyasına giriş yapmak isteyenlere kapı aralanmış durumdadır. Bu yönteme göre yazar, maliyeti karşılayacak ve bunun karşılığında da yayıncı kuruluş basım, dağıtım ve satış işlemelerini gerçekleştirecek. Böylece yazarlık deneyimine giriş yapmak isteyen binlerce yazara, “kitaplı yazar” olma fırsatı gerçek anlamında sağlanmış olmaktadır.

Var olan yazarların hepsi destekli yayıncılık politikasıyla edebî dünyaya girmediler elbette. Girmeyenlerin de konuya yabancı kişiler olmadıkları söylenebilir. Örneğin, Tanzimat Edebiyatımızın başlangıcı saydığımız yazar Şinasî, destekli bir yayıncılıktan mı yararlandı? Onun kendisine ait gazetesi vardı, Namık Kemal de bu gazetede çalışıyordu. Böylece kitleler tarafından tanınır oldular da eserleri ülke çapında hatta günümüze değin gelip çıktı. Bu bağlamda, ülke çapında tanınan biri yaşamöyküsünü yazdığında dahi kitabı binlerce basılır, en ücra köşedeki kırtasiyede bile bulunur duruma getirilir. Örneğin ülkece tanınan bir futbolcu, diyelim İlhan Mansız veya Rüştü Reçber yaşamöyküsünü yazdığında bunun için kolaylıkla bir yayıncı bulabilir ve taraftarlarına (okurlarına) ulaşabilir. Bunun için yayıncıya bedel ödemesine, maliyeti karşılamasına gerek yoktur, çünkü yayıncı için öngörülebilir bir satış ağı vardır. Yayıncı, kitabın hangi kitleye nasıl hitap ettiğini kestirebildiği için yatırım yapmaktan, riske girmekten çekinmez. Sözü getirmek istediğim yer, ülke çapındaki tanınırlıktır. Büyük bir kitleye sahipseniz, ki bu sosyal medya fenomenliği de olabilir, bu size artı etken olarak dönecektir. Kendi kabuğunu kırıp yazdıkları ile ülke kamuoyunda tanınmak için yola çıkmışsanız da burada tek yol destekli yayıncılık olarak görünmektedir.

Kutlu Yayınevi olarak biz de destekli yayıncılık yapmaktayız. Koşullarımızı değerlendirip bizimle çalışmaya başlama yargısına varmışsanız siziñle bir sözleşme imzalayarak bu yolculuğa başlarız. Sözleşmeniñ imzalanmasından soñraki süreç hakkında bilgilendirmek ve birlikte yürüteceğimiz iş birliği hakkında bilgi vermek adına burada ayrıntılı olarak değineyim istedim. Böylece hem yazarlarımız hem de bu iş için elini taşıñ altına sokmak isteyenlere yardımcı olalım.

ADIM 1
Şu an elinizde karşılıklı olarak imzaladığımız sözleşmemiz bulunmakta. Bunuñ añlamı, resmî sürecimiziñ başlamasıdır. Bundan soñraki çalışmalarıñ ilerlemesi için sözleşmede yazılı olan tutarı, yine sözleşmemizde yazılı olan banka hesabına ödemeniz beklenmektedir.

ADIM 2
Ödemeniñ yapılmasından soñra arkadaşlarımız dosyanızı işlem sırasına alır. Yayınevimizle görüşme sırasında çalışma dosyanızı teslim étmemiş ya da birkaç ekleme daha yapmak için soñradan teslim édeceğinizi söylemişseniz sizden gelecek dosyayı bekleriz.

ADIM 3
Bizden editör hizmeti satın almışsanız ilk öñce dosyanız editör incelemesi için işleme alınır. Kitabınızıñ hacmine, yani sayfa sayısına göre kaç günde biteceği değişir. Bir kitabıñ baştan soña incelenmesi, sindirilerek okunarak değişiklik yapılmasınıñ 2-3 günde tamamlanmasını beklemek yañlış olur. Editörüñ baskı altında kalması vérimi düşürür. Editörümüzüñ çalışmasını iki dosya halinde tamamlar. Birinde kırmızı renkle işaretlenmiş yérleriñ olduğu Orijinal dosyanız, öbüründe de değişiklikleriñ yapılmış biçimi yér alır. Size ileteceğimiz bu dosyalardaki değişiklikleri onaylamanız ile soñraki adıma géçilir.

ADIM 4
Editörden gelen ya da siziñ doğrudan basılmasını istediğiniz dosyayı dizgi işlemine alırız. Bu işlem bittikten soñra size eposta ile göndeririz. Sizden gelen birkaç değişiklik isteği varsa güncelleme yapılır. Onay vérmeniz durumunda dosyayı baskı için işleme sırasına alırız.

ADIM 5
Kapak tasarımı için sizden görsel ve arka kapak yazısı isteriz. Sözleşmede bélirtilen koşullar içinde tasarımıñız yapılarak size iletilir. Ufak birkaç değişiklik isteği, örneğin yazı tipiniñ değişmesi ya da yazı renginiñ değişmesi gibi istekler yapılır. Onayıñız ise baskı için işlem sırasına alınır.

Bu béş adım olurken biz de bir yandan kitabıñ Kültür Bakanlığı Telif Hakları Müdürlüğündeki resmî işlemlerini tamamlar, YAYFED’den bandrollerinizi almak için dosyanızı hazırlar, ilgili işlemleri yaparız.

Kitabınızıñ çıkması ile birlikte size bilgilendirme gönderir, géñelde aynı günde de sanal mağazamızdan satışa açarız. Kitabıñ tanıtım bültenini tüm kitabevlerine göndeririz. Bu kitabevleri de kendi iş yoğunluklarına göre kitabınızı 10-14 gün içinde satışa açarlar. Bu süre içinde biz de kitabınızı iş ortağımız olan dağıtım firmasına teslim éderiz.

Sıralanmış ve özetlenmiş bu çalışmaları art arda yazınca kolaymış gibi görünmekte olsa da her bir adımıñ kendi içinde zaman aldığını anımsatmak isteriz. Günümüzdeki bilgisayar uygulamalarınıñ hızlı işlem soñuçları vérmesi, tüm işleriñ böylesi hızlı olması gérektiği yönünde beklenti oluşturmuştur. Bu beklenti de kimileyin ilişkileriñ zarar görmesiyle soñuçlanabiliyor. Bu uyarıları baştan yapmak adına sizlere açıkça bélirtmek isteriz. Ata sözünde dédiği gibi: “Kapalı pazar, dostluğu bozar.”. Bu yüzden birbirimize karşı açık olmakta yarar vardır.

Añlayışla karşılarsınız ki, sizden öñce añlaşmaya vardığımız yazarlarımız ve onlarıñ bize emanet éttikleri eserleri bulunmaktadır. Dolayısıyla çalışmanızı işlem sırasına almaktan kastımız, eseriniz için bir çalışma takvimi bélirlediğimiz ve buna göre zaman işleyeceğidir.

Yayınevini sürekli telefonla ararsam, eposta ile ara ara yazarsam işlemlerim hızlanır mı?

Şimdilik, düğmeye bastığımızda bir ucundan kağıt olarak girip öbür ucundan okumaya hazır olarak kitap çıkaran bir makine bulunmamaktadır. İcat édilir, mühendislerimizce geliştirilirse kullanmak isteriz. Bu yüzden günümüzdeki kitap baskıları hâlâ büyük oranda geleneksel yöntemlerle birçok adımında insan eliyle yapılmaktadır. Yazarlarımızıñ bu gibi adımları bilmesinde yarar olduğunu düşündüğümüzden aşağıda sıraladık. Soñuçta kitaplarıñ dünyasında yér alınıyorsa bu tür bilgilere de vakıf olmak gérekir.

1) Yazar sorumlusu ile sözleşme,
2) Sözleşmeniñ kargo ile gelip gitmesi,
3) Editörüñ incelemesi,
4) Dizeriñ kitabı baskıya hazırlaması,
5) Tasarımcınıñ kapağı tasarlaması,
6) Kitap dosyasınıñ metal plakalara kalıp alınması,
7) Kâğıtçınıñ kâğıtları getirmesi,
8) Metal plakalara işlenen dosyanıñ baskı için makineye tek tek yérleştirilmesi,
9) Basılan kâğıtlarıñ niteliğiniñ incelenmesi,
10) Baskısı biten kâğıtlarıñ harmanlanması,
11) Kapak baskılarınıñ ayrıca yapılması,
12) Her kapağa tek tek bandrol yapıştrılması,
13) Harmanlanan kâğıtlara kapaklarıñ takılması,
14) Kapak takılan kâğıtlarıñ kesilmesi,
15) Kesimi biten kitaplarıñ paketlenmesi

gibi 15 ayrı işlemden oluşan oluşan bir süreçteki adımlarda kimileyin 2-3 kişi daha olmakta olup şu biçimiyle bile eñ az 15 kişiniñ el emeğinden söz édebiliriz. Peki, bu denli insan emeği olan bir işte aksama olmaz mı? Örneğin kapakları takan ustamızıñ oğlunuñ düğünü ya da bandrolleri yapıştıran ablamızıñ kendisi hastalanamaz mı? Görüldüğü gibi zincirleme birbiriyle bağlantılı olan bu işte doğal yaşamıñ gérektirdiği kaçınılmaz sorunlar yaşanabilir. Bu yüzden bize baskı kurarak çalışmanıñ hızlanacağını düşünmek, işini séverek yapan bizleri üzmekle birlikte aramızdaki ilişkiyi kötü yönde étkiler. Bu yüzden sizlerle sözleşme imzalarken 3 ay içinde yayımlanacağı sözünü véririz. Oluşabilecek aksaklıkları da göz öñünde bulundurmak gérekir.

Kitap çıktıktan soñra da yine birçok insan emeğiniñ bulunduğu bir süreç işler:
1) Basılan kitaplarıñ araca yüklenmesi,
2) Yüklenen aracıñ depoya nakliyesi,
3) Depoda kitaplarıñ kayda alınarak dizilmesi,
4) Tanıtım bülteniniñ hazırlanması,
5) Kitabevleriniñ yéñi çıkan kitap hakkında bilgilendirilmesi,
6) Dağıtım firmasına kitaplarıñ götürülmesi,
7) Satış işlemleriniñ takip édilmesi
8) Satışlarıñ muhasebe kayıtlarınıñ tutulması gibi bir sıra iş bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi bu iş, dönerciden yarım ekmek arası döner ve ayran alıp gitmeye beñzemez. Orada döneri ve ayranı alıp gidebilir, bir daha da ustayı ve dükkanı görmek gibi bir durumumuz bulunmaz. Yayıncılık işinde yazar ve yayınevi sözleşme sürdüğü sürece birbirleriniñ yüzüne bakar, ortak iş yaparlar. Bu yüzden karşılıklı ilişkide üslup çok öñemlidir.

Yayınevine eposta gönderdim; yarım saattir yanıt yazma­dılar.

Akıllı telefon adı vérilen aygıtlarıñ anlık yazışma ve iletişim géreçlerinden dolayı birçok işiñ anlık olarak olacağı beklentisinden söz étmiştik. Bu yüzden ne yazık ki, eposta da anlık bir iletişim géreciymiş gibi algılanmaktadır. Oysa eposta dédiğimiz, géçmişte mektup dédiğimiz iletişim kanalınıñ çağdaş biçimidir. Yani eposta taraflarıñ, birbirleriniñ uygun olduğu vakitlerde yanıt yazdıkları bir uygulamadır. Anlık yanıt beklenmez. Eposta anlık olmadığı için de yazılan sözler üzerinde düşünülmüş ve açık olur. Oysa WhatsApp gibi uygulamalarda akla gelen ilk sözler hiçbir süzgeçten géçirilmeden doğrudan yazıldığından çoğu kéz né añlatılmak istendiği bilinmeyebilir. Gün içinde 20 dolayında eposta gelmekte olup çoğusu da bilgilendirme içeren iletiler olmaktadır. Herkese özel zaman ayırarak öznel yanıtlar vérdiğimiz göz öñünde bulundurulmalıdır.

Yayınevini telefonla aradığımda ulaşamadım. Eposta’ya da yanıt vérmediler. Acaba iflas édip dükkanı kapattılar mı? On dakika öñce para da yatırmıştım. Polise mi gitmeliyim?

Yayınevimiz haftasoñları çalışmaz. Yine gün içinde hangi saat dilimlerinde çalıştığını da iletişim sayfasında yazar. Yine de mesai saatleri dışında çalan telefonlarımız olmaktadır. Bu gibi durumlarda uygun olduğumuz ilk anda yazarlarımıza géri dönüyor, cevapsız aramaları yanıtlıyoruz.

Mesai saatleri içinde de telefonu açmadığımız olabiliyor. Yayınevimizi ziyarete gelmiş bir koñuğumuz ya da çay içmeye gelmiş bir yazarımız olabiliyor. Bu sıra koñuşma yapan arkadaşımız telefondan sorumlu kişi ise ve o sırada sözünü kesip telefona yanıt vérmesi durumunda étik davranmamış olur. Ya da telefona bakan arkadaşımız yémeğe çıkmıştır. Belki tam da hava alması gérekiyordur ya da ailesiyle ilgili bizim duymamamız géreken bir durum olduğu için dışarıda koñuşması gérektiği sırada aramışsınızdır. Belki de yalñızca ayakyoluna gitmiştir. Sözüñ özü, telefonuñ açılmaması için birçok néden olabilir. İnsanî meziyetlerimizi ve doğamız géreği yaşadığımız sorunları görmezden gelmeden karşılıklı añlayış içerisinde olduğumuzu anımsamamız yéterlidir. Uygun olduğumuz ilk anda size yanıt vérir, bilgilendirme yaparız.

Bu zorlu süreci birlikte géçerek nice okura ulaşmanıñ dileğiyle başarılar dileriz. Unutmayalm ki, bu kitap artık hem yazarıñ hem de yayıneviniñdir. Çünkü kapakta hem yazarıñ hem de yayıneviniñ adı yazmakta olup okurlar tarafından yérilecek olan da yüceltilecek olan da bizleriz. Okurlar, kitabın içeriği için yazarı, teknik özellikleri için de yayınevini sorumlu görecektir.

 

YAZARLARIMIZIN GÖRÜŞLERİ

Yazar Girişi

Kutlu Yayınevi

Kutlu Yayınevi
273

ORTAKLAŞA KİTAP ÇIKARABİLİRİZ!

CNR İSTANBUL KİTAP FUARINDAYDIK (2018)

BİZİMLE ÇALIŞMAK İÇİN BİRKAÇ NEDEN