Açıklama
Yazar neden yazar?
Hayat denen rüyayı paylaşmak için…
Yani…
Geçmişte yaşadıklarını, an ile ilgili serüvenini, geleceğe dair dileklerini, tahminlerini, dünyaya bakışını, velhasıl tecrübe ve arzularını, hissettiklerini paylaşmak ister!
Sadece kendi hayatına ait midir bölüştükleri?
Elbette hayır!
Yazar bazen bir Tuğrul kuşunun sırtında çağlarda gezinip Hoca Yesevi’yi ziyaret eder; Yolcu Derviş kılığına bürünür ve der ki:
Ey can,
Sustum işte, o seste kendim,
Rüzgâr ile nefes de bendim
Köle de ben kafes de bendim
Ah yıktım işte gönül bendim…
Bazen Yazar Otrar’da Cengiz Han’ın savaşını seyreder, bazen da Alp Er Tonga ile Amir Timur’un sohbetini dinler:
“Afrasiyab, yani Alp Er Tonga ile Amir Timur karşı karşıya oturmuş, gökyüzünün altındaki arzın derininde, sohbet ediyorlardı!
Yolcu Derviş önce Afrasiyab’ın sesini duydu:
“-Benim çağım cenk, destan ve göç çağıydı. İnsan, yurdunu kendi kurar, kendi kaderini sırtında taşırdı.”
Amir Timur cevap verdi:
“-Benim çağımda da savaşlarımız çoktu. Ama şehirler de kuruldu, o şehirlerde medreseler ilmi yükseltti. İnsan, ilim ve düzen içinde kendi kaderini yaşamayı keşfetti.”
Yükseklerden gelen Ceyhun’un çağıltısı da sohbete karıştı:
“- Ben ikinizi de gördüm. Göçün tozunu da medreselerin ışığını da taşıdım. İnsan, zamanın aynasında hem göçebe hem kurucu oluyor.”
Yazar, ah bu yazar! Şehit Sultan Megüberdi zamanına gelince göz yaşı döker çağlara bakıp…
Ve… Sonunda seyahat tarih olur, Amir Timur’un sevdası ve zaferleri, Yıldırım’ın Ankara Savaşı olur; Uluğ Bey’in katline şahit olur, sonunda beyaz sayfalardaki satırlar zamanlarda dolanan Andelib kanadında haber olup okuyucuya kitap olur…
Kederler, acılar, zulümler, hürriyet uğruna feda edilen canlar ve acılarla dolu tarihi yazanlar, kaderi sırtında taşıyanlar için tek cümle olur, dolaşır dilden dile:
“Doim Qalbımızdasan Cigarım”
Bu kitap… Ah bu kitap -eğer okursanız- zamanlardan ve esatirden, destanlardan, efsanelerden gerçekleri seçip fısıldayacak olur sizlere, işte bu kadar!




