Açıklama
Muhafaza etme eğilimi (yani değişime karşı kör direnç), gelişim ve yenilenme iradesini baskılayacak kadar artarsa, sistemik onarım imkânsız hale gelir. Tıpkı biyolojik yapıların (Osteoklast ve Osteoblast) ilişkisinde olduğu gibi toplumsal bünyede başlayan işlevsizlikler, nihai noktada kaçınılmaz bir çöküşle sonuçlanır.
Dünya var olduğundan bu yana, gelişim rekabetinde dönüşümü başaramayan birçok canlı da ne yazık ki kendi kıyametini yaşamıştır. Tıpkı bugün aramızda olmayan mamutlar, Tazmanya kaplanları ya da tarih sahnesinden artık silinmiş olan Anasazi, Paskalya, Olmek ve Maya uygarlıkları gibi…
Öte yandan, sürekli değişen ve dünyaya ayak uydurarak milyonlarca yıldır hayatta kalmayı başaran timsahlar, köpekbalıkları ve hamam böcekleri de vardır. Ancak varoluş mücadelesine dair en çarpıcı örneği bize arılar ve karıncalar gösterir.
Yaklaşık 250 milyon yıldır bu gezegende var olan karıncalar, öz akıl ve adanmışlıkla hareket ederler. Tembellik bilmez, başkalarının ürettiklerine sırtını dayamaz, borçlanmazlar; kendi işlerini kendileri görür ve hiçbir canlıya avuç açmayarak ölümsüz kalabilmenin sırrını bize öğretirler.
İşte bu doğa öğretisi “Kimseye avuç açmama” felsefesini tüm yaşamına rehber edinmiş ve yetinmemiş, bir de bunu unutmuş bir milletin tekrar karakteri haline getirebilmiş o güzel insan Mustafa Kemal Atatürk’e hürmet ve saygılarımı sunarım…




