Kutlu Yayınevi olarak bu yıl Eskişehir’de düzenlediğimiz 3. Kutlu Yayınevi Yazar Günü’nde farklı illerden katılan 4 yazarımızla okurlara seslendik. Açılış konuşmasını yapan Genel Yayın Yönetmeni Gökbey Uluç, ardından mikrofonu Bilal Bayram Kılıç, Hüseyin Eren, İbrahim Oğhan ve Özlen Sarıca’ya bıraktı.

Gökbey Uluç: Saygıdeğer yazarlarımız ve değerli konuklar, üçüncüsünü düzenlediğimiz Kutlu Yayınevi Yazar Günü’ne hepiniz hoş geldiniz. Yayınevimiz İstanbul başta olmak üzere Ankara, Bursa, Samsun, İzmir ve Mersin’de kitap fuarlarına katılmış, yazarlarını doğrudan okurlarıyla buluşturmuştur. Bugün bu şehirler arasına Eskişehir’i de eklemiş olmanın mutluluğunu yaşamaktayız. Amacımız 81 ilin 81’inde de bulunmak, yazarlarımızı yeni okurlarda buluşturmaktır. Bu bakımdan 5. Eskişehir TÜYAP Kitap Fuarı’nda tüm yazarlarımız için uğurlu, başarılı bir süreç olmasını arzu ederim. Çünkü farklı farklı yayınevleri, farklı farklı yazarlar bugün burada kitap okumayla, kitap okuma atmosferiyile birlikte yeni başlangıçlar yapacaklardır, yeni deneyimler elde edeceklerdir diye düşünüyorum.
Biz bu yazar günlerimizi düzenleyip yazarlarımıza yeni olanaklar, yeni fırsatlar tanıma konusunda yayınevi olarak elimizden gelen çabayı sonuna kadar göstermekte ve bunun için gerekli bütün dikkati, bütün özeni vermekteyiz. Yazar günlerimizin amacı yazarlarımızın kendi ağzından kendi kitaplarını anlatmaları, okurlarına doğrudan kürsüden seslenmeleri için olanak tanımaktır. Bu bakımdan böylesi anlamlı bir etkinliği Eskişehir’de yapıyor olmaktan dolayı kıvanç duyduğumuzu da belirtmek isterim. Şimdi kürsüyü yazarlarımıza bırakacağım. Yazarlarımız kendi kitaplarını, kendi çalışmalarını, gelecekteki planlarını anlatacaklar ve bizler doğrudan onlardan dinleyeceğiz.
Bilal Bayram Kılıç: Merhaba değerli Eskişehirliler. Şiirin ve kelimelerin iyileştirici gücüne inanan güzel dostlar. Ben Bilal Bayram Kılıç. Bugün buraya sadece bir yazar kimliğiyle değil henüz yolun başında olan ve kelimelere sığınan bir yol arkadaşımız olarak geldim. Belki şu an sesimdeki o ince heyecanı hissediyorsunuzdur. Bu aslında içimde sakladığım o sessiz dünyanın ilk kez bu kadar kalabalık bir sesle karşılanmasından kaynaklanıyor. Fuarın bu ilk gününde sizlerle olmak benim için kağıt üzerine kurduğum o mahrem dünyayı, o çemberi ilk kez dışarıya açmak demektir. Konuşmama takvimlerin bize fısıldadığı çok özel bir sözle başlamak istiyorum. Yarın anneler günü. Aslında düşününce bir insanın dünyadaki ilk güvenli çemberi, o en huzurlu limanı anne kucağıdır. Sevgiyi, şefkati, hayata tutunmayı ilk orada öğreniriz. Yazdığım her dizede, kurduğum her hayalde aslında bu ilk çemberin huzuru ve desteği için bu vesileyle bizlere göğe bakmayı öğreten ve zorlukla beraber bize ışık olan tüm annelerimizin anneler gününü şimdiden en kalbi duygularla kutlarım. Onlar bizim ruhumuzun en sarsılmaz çemberidirler. İşte o en güvenli çemberden çıkıp hayatın içine karıştığımızda her birimiz kendi ruhumuzun çemberini örmeye başlarız. Bu kitap, ismini tam da bitmek bilmeyen bu yolculuktan yani ruhun çemberinden almakta. İnsan ömrü boyunca pek çok çemberden geçer. Bazen kendimizi bir çıkmasın içinde hapsolmuş hissederiz. Bazen de o çember bizi fırtınadan koruyan bir kale olur. Kitabımın girişinde aslında tüm yazma serüvenimi özetleyen bir cümle var. İçimde bir çocuk var. Israrla göğe bakmaya devam eden. Dünya ne kadar gürültülü, hayat ne kadar yorucu olursa olsun o çocuk içimizde bir yerlerde başını kaldırıp bir bulut ışığı aramaktan hiç ama hiç vazgeçmiyor. Ben de bu kitabı, o çocuğun sessiz fısıltılarını beraber duyabilelim diye kaleme aldım. Amacım size büyük sırlar vermek veya nutuk atmak değil. Sadece bir anlığına aynaya bakar gibi kendi kalbinize bakmanıza, kendi çemberinizdeki o ince sızıyı fark etmenize vesile olmaktır. İşte tam da bu anda sizlerle kitabımdan bir şiir paylaşmak istedim:
Kuşlar…
Hayalim,
Siz kadar hür olmaktı.
Ebabil misali,
Mavilikte kaybolmak…
Kimse anlamaz beni.
Bir çocuk kadar özgür olsam ya…
Koca şehirde yalnız kalan sokak lambası,
Aydınlat düşlerimi…
Ne olur,
Kurtulsam şu çürümüş şehirden,
Betonlara sinmiş yalanlardan,
Miniklerin düşlerini bile kirleten
O leş kalabalıktan…
Deva bekleme,
Belki de derman hiç gelmeyecek.
Ben büyürüm yaralarımla,
Bu belde silinir içimden yavaşça…
Rüyalarımda bile susturuldum.
Düşlerim de sansürlü…
Göğe her bakışımda,
Bir kafes daha düşüyor üstüme.
Ne zaman büyüdük biz,
Neden böyle kirlendik?
İçimizdeki çocuğu
Kim susturdu öylece?
Yeryüzü bu kadar cezbedici
Ama neden,
Neden hep yara alır
Kalbimiz?..
Belki de kuşlar,
Hürriyet göğe yazıldığı için
Düşmekten korkmaz.
Ve benim,
Olmasa da kanatlarım,
Kanayan tırnaklarımla çıkacağım o göğe…
Böylesine hızlı akan, her şeyin hemen tüketildiği bir çağda durup şiir okumak, aslında en asil direniş biçimlerinden biridir. Hayat bazen üzerimize bir sağanak gibi gelir. Bizi ıslatır, üşütür. Lakin bilirim ki sema ne kadar göz yaşı dökerse döksün, bir insanın ruhuna dokunan o ilk ışık ebediyete dek asla sönmeyecektir. Bu ışığı bulmak her zaman kolay olmaz. Yorulduğumuzda her şeyin bittiğini sandığımızda kendimize sadece tek bir kelimeyi fısıldamalalıyız: Dayan. Çünkü gökyüzü sadece vazgeçenlerden geri alınmış. Biz de o ışığı her şeye rağmen aramaktan vazgeçmemeliyiz. Eğer ki bu sayfaları çevirdiğinizde kendi çocukluğunuza, hayallerinize veya çocukluğunuza dair küçücük bir kız bulursanız bilin ki bu hikaye artık sadece benim değil sizin de hikayenizdir. Bu dertleşmeyi, bu gönül bağını biraz daha yakından tanımak, biraz daha yakından sürdürmek, şiiri ve umudu yüz yüze konuşmak isterseniz ben her zaman sizleri sabırsızlıkla bekliyorum hocam. Sözlerimi kitabımın son satırlarıyla bitirmek isterim. Unutma en karanlık anlarda bile ufukta bir ışık belirir. O ışığı fark ettiğinde kendi güçlerinle yürüyeceksin.
Hüseyin Eren: Saygıdeğer misafirler, değerli okurlar ve kitap dostları… Hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada Eskişehir Kitap Fuarı’nda sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Eskişehir kültürüyle, sanatıyla ve genç ruhuyla edebiyat için çok özel bir şehir. Bu güzel şehirde okurlarla bir araya gelmek, kalemimin yolculuğunu sizlerle paylaşmak benim için ayrı bir heyecan. 1991 yılında Kırıkkale’nin Karakeçili ilçesinde dünyaya geldim. Çocukluk yıllarında küçük bir ilçenin sıcaklığıyla büyüdüm. Lise yıllarında şiir ve hikaye yazmak benim için bir hobi olarak başladı. Arkadaşlarımla birlikte yazdığımız şiirleri radyolara gönderip sesimizi duyurmanın heyecanını yaşardım. O günlerde kaleme aldığım satırlar aslında gelecekteki edebi yolculuğumun ilk işaretleriydi. Üniversite yıllarında yazdıklarımı defterlere kaydederek daha bilinçli bir adım attım. Kız kardeşim Bahar Aydemir’in desteği ve bir yazar arkadaşımın önerileriyle ilk kitabım Gözden Dökülen Damlalar yayınladı. Bu eser edebiyat dünyasına ilk resmi girişimdir. Gözden Dökülen Damlalar şiir kitabından bir şiiri sizlerle paylaşmak isterim.
Yine sabaha sensiz uyandım.
Seni göremedi gözlerim…
Senin ile her sabah doğarken, umut güneşim,
Bu gün doğmadı sensiz…
Zaman, sensiz geçmiyor.
Sen olmayınca, hiçbir şey yapmak
İçimden gelmiyor,
Gözlerim her dakika seni arıyor.
Bu günde geçti zaman sensiz…
Uzaklardasın sen.
Ah! Yanıma keşke gelebilsen,
Senle mutlu olurduk, bir bilsen…
Gel artık Karakeçili sustu sensiz.
Gözlerim hala gelmen için yollarda,
Aklım sensiz firarda,
Gel artık gel, Hüseyin bekliyor seni
Kaldım, gecelerde burada
Mutlu olamıyorum sensiz…
Yazmak benim için bir uğraş değil bir gereksinimdir. Her satırda doğumun bir parçasını bulursunuz. Ay Çekirdeği romanımla edebi tecrübelerimi genişlettim. Şiirler Yazdım Buğulu Camlara adlı kitabımla şiirseverlerle buluştum. Antoloji kitaplarında yer alan hikâyelerimle farklı platformlarda sesimi duyurdum: “Bahadır”, “Yaralı Kuş”, “Bagatur Destanı”, “Sekseğin Üzerindeki Kahkahanın Sırrı” ve daha niceleri… 2023 yılında yayınlanan Börteçine kitabımda Türk tarihini konu aldım. Bu eserle Türk ruhunu yaşatmayı, gelecek kuşaklara bir ışık bırakmayı amaçladım. Ardından Karakeçili kitabımda kendi köklerimi, Yörük sevdasını ve yerleşik hayattaki izlerimi anlattım. Her kitap benim için bir hatıra, bir mücadele ve bir sevda oldu.
İlk imza günüm Mersin’de gerçekleşti. O an hayallerimin gerçeğe dönüştüğü andı. Kitap fuarlarında standımın başında ismimi görmek, okurlarla sohbet etmek, onların gözlerindeki heyecanı paylaşmak tarif edilemez bir mutluluktur. Kitap fuarlarının okuma kültürümüze büyük bir katkısı olduğuna inanıyorum. İnsanlar bazen sadece atmosferin etkisiyle bile bir kitap alıp okumaya başlıyor. Bu buluşmalar okur ile yazar arasında güçlü bir bağ kuruyor. Edebiyat çağımızda bazen geri planda gibi görünse de aslında gençlerimizin ilgisi oldukça yüksek. Teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama kalemin ruhu hala eşsiz. Benim için en büyük ilham kaynaklarından biri Hüseyin Nihal Atsız’dır. Onun milli ruhu, edebi üslubu ve ahlaki duruşu bana yol gösterdi.
Sevgili dostlar, yazmak benim için bir yaşam biçimi. Her gün yeni bir heyecanla, yeni bir sevinçle kaleme sarılıyorum. Sizlere söylemek istediğim son söz şudur: Yapacağınız işten asla vazgeçmeyin. Çevreniz ne derse desin, en güzel cevabınız bu yoldaki başarı olacaktır.
İbrahim Oğhan: Merhabalar. Öncelikle hoş geldiniz. Buraya gelip bize şeref verdiğiniz için, bizi desteklediğiniz için çok çok teşekkür ediyorum size. Efendim ben İbrahim Oğhan. Açelya isimli bir şiir kitabım var. Fakat şu an yanımda değil, yolda gelirken çünkü tramvayda gelirken belki bilenler vardır, Açelya durağı var. 10 numaralı tramvayda. Orada bir kız çocuğu dedi ki; “A anneciğim!” dedi, “Açelya.” dedi. E ben de dayanamayıp imzalı kitabımı ona hediye ettim. O yüzden şu an yanımda bulunmuyor. Ben 2005 Batman doğumluyum. Batman’da büyüdüm. İlk ve orta eğitimi orada tamamladım. Daha sonrasında tabii lise zamanında yani 9 Eylül 2019 günü, şiir yazmaya başladım ve ilk yazdığım şiir [şöyle idi]:
Tan vakti düşmüş saçlarına,
Bulutları bile boyamışsın.
Gün yavaş yavaş ilerlerken yarına,
Sen arkanda yıldızları bırakmışsın.
Bu şiirle başladı benim şiir hayatım, edebiyat hayatım ve ondan sonra da devam ediyor. Şu an İzmir’de Ege Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisiyim. Orada şiirler yazmaya devam ediyorum. Hala daha yani yeni kitaplar yazma fikrim var, düşüncem var. Hala daha yazıyorum. Şöyle… ben ilk şiire… Bir şiir yazmaya başladığım zaman sürekli işte arkadaşlarıma gönderir, onlardan bir onay beklerdim. Yani nasıl olmuş, güzel mi, değil mi gibi sorular sorardım. Onları tabii çok fazla anlamazlardı. Çok kitap okuyan yoktu aslında çevremde ama hani beni kırmamak için çoğu zaman; “Ya işte, çok güzel!” gibi kelimelerde aslında beni avuturlardı. Bir süre sonra fark ettim ve dedim ki aslında, şiirle uğraşmak, edebiyatla uğraşmak, iyinin, güzelin, çirkinin, çok ötesinde bir şey yani. Biz her zaman kusursuzluğu arıyoruz. Yani kusursuz, mükemmel arıyoruz ama bunu yapmamamız lazım. Kusursuzdan öteye hani bizim anlam aramamız lazım, ruh aramız lazım. Yani bir insan bir yazısına ruhunu, duygusunu kattığı zaman o yazı dünyanın en güzel yazılarından biridir aslında. Çünkü insan gibi mükemmel bir varlığın içinde o soyut düşünceleri, soyut şeyleri bir şekilde somutlaştırıp kağıda dökmesi, anlatması inanılmaz güzel bir şeydir. Biz şimdi bunu çok zaman anlatabiliyoruz. O yüzden… Pek değerini bilemiyoruz ama gerçekten kendini ifade etme, duygularını aktarma o kadar yüce ve güzel bir şey ki… Ben bunun anlamına vardığımda insanlara şiirlerimi gönderip onlardan onay beklemeyi bıraktım. Çünkü ben kitap çıkardıktan sonra da aslında belki diğer yazar arkadaşlarımın da başına gelmişti. Hatta belki sizler de o soruları sormuş olabilirsiniz. İşte bir şiiri gösterip, bir yazı gösterip; “Ya bu nasıl sence? Nasıl yazmışım? Güzel mi?” diyor. Biraz onlara cevap niteliğinde aslında bu konuşmayı yapıyorum. Yani siz ruhunuzu, duygunuzu, içinize aktardığınız her şey, her yazı, her resim inanılmaz güzelliktedir. Yeter ki yazalım. Çünkü yazdığımız zaman dünyanın o geçiciliğine aldanmayıp biraz daha daha değerli şeylerle uğraşabiliyoruz. Daha anlamlı işlerle uğraşabiliyoruz. O yüzden küçük yazar kardeşlerim varsa bizi dinleyenler veya işte ileride yazar olmak isteyenler, bu yolda ilerlemek isteyenler varsa hatta ilerlemek istemiyorsanız bile en azından günlük mesela tutabilirsiniz. Çünkü insan orada kendini tanıyor. Kendi duygularını, düşüncelerini yabancı bir insanken işte yazarak ama günlük olsun ama şiir ama roman, hikaye hiç fark etmez. Kendiyle daha fazla tanışıyor. Kendi duygularını, düşüncelerini daha fazla anlamlandırabiliyor. Ben de bu yolda ilerlerken Açelya isimli bir şiir kitabı çıkardım. Devamı gelecek. Buradan herkese söylemek istediğim yazalım, okuyalım.
Özlen Sarıca: Merhabalar. Hepiniz hoş geldiniz. Güzel Eskişehir’e konuk olduk. Tarihi, edebiyat, sanat, her şeyin buram buram koktuğu güzel şehir. Ben deneme tarzında kitap yayınladım. Biyografi tarzında da yayınlamamış kitabım var. Bu kitaplarımla bir yolculuğa çıktım. Ben 63 doğumluyum. 31 yıl öğretmenlik hayatım oldu. Ondan sonra yazmaya başladım. Belki de o miniklerle yazmaya, pek onlarla ilgilendiğim zamanlarda fırsat olamıyor olabilir. Güzel çocuklarımız yetişti. Ondan sonra bunları kaleme aldık.
Zihin, yüreğimiz, sezgilerimiz, yaratıcılığımız, ruhun ışığını görünür yapan, ortaya çıkaran, yaşayan bir sanat eseridir. Bu kitabı yazma aşamasında şunları gözlemledim. Bunları yaşadım, deneyimledim. Zamanın ne kadar önemli olduğunu, aldığımızın hakkını vererek yaşamayı… Yayınlanan ilk kitabımın ders niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Yani dönüp dolaşıp aynı şeye geldiğimizi fark ettim. Hayatımızdaki denge… Belki sizlerin de böyle anıları olmuş olabilir. Sizler de bu anlık zaman içinde bunları düşünmüşsünüzdür. Okurken hayatınızdan güzel anlar belki de gözel kaçırdığımız anların farklıyla derinliklerde felsefeli şeylerle yol alacağımız, bizleri iyi hissettiren sorgulayan, farkındalıklarla adeta nostaljik bir yolculukla huzurlu ve mutlu hissettiren sanatın nefesinde ve edebiyatın güzellikleriyle bu kitabı yazdım. Bu dünya insanın tüm duygu, düşünce ve arzularını barındırır. Görülmeyen dünyada ise insanın evrenle bağını, evrensel boyuttaki dünyasını ve evrensel bilinçle olan bağlantısını güçlendirir. Evren bilgi yerini öğrenmesine ve anlamasına yardımcı olur. Edebiyatla, sanatla, tıbbi yaşam gibi hayatın derin anlamlarını arayarak kişisel dönüşümü, içten ve öz ve yeniden bağ kurmayı arzu ederek okurlar için içsel keşiflerimi, kişisel deneyimlerimi yazarak sizleri aynı zamanda rehber olmaya da davet ediyorum. İnsanların kendileriyle olan yolculukları hikayemin ana kaynağı, çoğu zaman belki de varoluşumuzun amacını sorguluyorum. Tıpkı sanatta olduğu gibi renklerim, biçimlerim ve ifadelerim aracılığıyla başkalarının da bu derin sorguya dahil olmasını arzu ediyorum. Ve bu sanatla birlikte resimler aracılığıyla kompozisyonlarda dile getirdiğim şeyleri daha sonra kitap halinde yayınladım. Hayattayken üretmek, arkamızdan güzel ömrü değerli kılan şeyler bırakılıp ölmek marifettir. Yaşam duygularımızla çalışılacak ve resmedilecek kadar güzel bir kompozisyon, mantığımızla kaydedilecek, yazılacak bir rapor gibidir. Yazmaya, kaydedilmeye tüm benliğimizde yeni ufaklara yol almak gerekir. Çünkü herkes kendi geleceğinin mimarıdır. Zaman hayatta parayla satın alınamayan en değerli şey, en değerli gerçeğimiz. Belki de sizler de kim bilir okumakla yan yana kendi hikayenizi yazmaya başlayabilirsiniz. Hayatı yurdumlayarak ağır ağır yeni dönüşümlere çağrışım yaptığı, fikirlerin geliştiği bir dünyada kendimizle bazen kendimizi yerde bulduğumuz, bazen doruktaymış gibi heyecan verdiği şeyin tadına varırcasına kendimizi bulmaya yaklaşım ve anlatımlarla bir yol alış. Acaba bu yol alış bilinçli bir yol alış mı yoksa belki de bir kayboluş mu? Sonunu biz de kendimiz belirlemeliyiz. Yoksa cesaretimizle elde mi etmeliyiz?
Bugün geldiğimiz dünyada dijitalleşme elde kitap okumanın tadı da farklılaştı. Kütüphanelerde de bazen farklı ilginç uygulamalar da var. Danimarka’da kitap yerine bir kişiyi ödünç alıp 30 dakika boyunca hayat hikayesini dinleyebileceğiniz kütüphaneler var. Amaç ön yargıyla mücadele. Bazen biz de bir kitap kapağına baktığımızda yargılamanın aslında ne kadar yanlış olduğunu da anlayabiliyoruz. Burada herkesin bir unvanı var. Bu aldığımız kişiyle yarım saat sohbet ederek onun hikayesini dinliyoruz. Bu hikayesini dinlediğimiz kişiler bir işsiz, bir mülteci veya bir hasta, bir bipolar olabilir ama bu proje birçok kıtada artık uygulanabiliyor. Kitaplar için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Toplumda son zamanlarda eğitim alanında meydana gelen elim olaylar bizleri güzel ülkemizde derinden etkilemiş, üzüntü bırakmıştır. İnsanlığın yaşamının farkındalığıyla yaşamak içinde olması gerektiği sosyal medya kullanımındaki ciddiyetini de böylece ortaya koymuştur. Ama dönüp dolaşıp gene bizler kitabın güzelliğine, güvenilirliğine ve gerçekten onunla birlikte yol almaya sığınmalıyız. Çünkü çoğallaşan algoritma ve suça yönlendirilme çabaları yine biz ebeveynlere bu konuda göreve düşmektedir. Günde ister yuvasında ister okullarında olsun bu zaman dilimlerini günlük yaşamda bizden sonraki gelecekte nasıl yönetmesi gerektiğinde bilinçlendirilecek seminerlere yer verilmelidir ve bu konuda yine vurgulayıcı eğitimlere yer verilmelidir. Sosyal medyadaki paylaşımlar da tutarlı ve güvenilir olmalıdır. Zaten günlük yaşamımızda da aynı şekilde biz hem güzelliği ve sağlıklı bir geleceği ve geleceğe ışık olacak çocuklarımıza yön verecek, yol gösterecek şekilde hareket ediyoruz.
Sözlerimi bitirirken rahmetli İlber Ortaylı’nın ruhu şad olsun şöyle diyor: “Mutlu olmak diye bir şey yok. Olursun veya olmazsın. Mutlu olursun ama farkında olmazsın.” Ne diyor adam? Gençlik bilse, ihtiyarlık yapabilse… İkisi de denk düşmüyor. Ama o dengeyi, dinginliği yine sağlayabilmek bizim elimizde. Edebiyat, musiki, bilgece sözler, iyi arkadaşlar ve yerinden kıpırdayarak alemi ve vatanı görmek. Bu prensipleri takip ettiğimiz takdirde huzursuz, dengesiz, hasta bir adam olma itibalimiz mümkün değil. Yine edebiyat, tarih olsun, felsefede de aynı şey; bugün geçmiş zamanlardan sanattan, antik çağlardan bugünümüze kadar modern sanatta da olsun veya felsefede yine aynı şekilde Sokrat’tan başlayıp Niçe’ye kadar devam eden günümüzde bu tür çalışmalarda olsun yine edebiyatla el ele birlikte yazmanın ve okumanın önemine çok değerli olduğunu da bunları bilerek geleceğimize o şekilde yön vermeliyiz ve zamanımızı bu şekilde değerlendirmeliyiz.
Kategori : Fuar, Genel - Etiketler : - Tarih : 20 Mayıs 2026











