Odadaki Sessizlik Oku{yorum}

Kategori : Bétik değerlendirme - Etiketler :, , , , , , - Tarih : 02 Aralık 2020

Bu yazımda Cumhur Demirkılıç’ın kaleminden çıkmış, ilk basımı Aralık 2019’da gerçekleşmiş olan Odadaki Sessizlik adlı kitaptan bahsedeceğim.

Cumhur Demirkılıç daha önce bir anı kitabı ve bir de şiir kitabı çıkarmıştır. Üçüncü kitabı olan Odadaki Sessizlik ise aşkı ele alan bir romandır.

Kitapla ilgili yorumlarıma başlarken ilk önce kitabın ismini ele almak istiyorum. Bana melankolik bir izlenim verdi bu isim. Romanımızın ana karakterlerinden olan Ozan’ı çağrıştırıyor gibi. Uyumsuz diyemem ama sanki daha farklı bir isim konmalıydı. Aşkı ya da karakterin yalnızlık vurgusunu yapan bir isim mesela…

Kitabın içeriğine gelecek olursak orta yaşlı ve telefon üzerinden konuşan iki kişi ele alınıyor. Ozan, yalnızlığından şikayetçi ve sevgiye oldukça aç bir adam. Samyeli ise geçmişte yaşadıklarından ötürü kendini ilişkilerden geri çeken ve kendiyle mutlu olan bir kadın. Biri çok ısrarcı, diğeri çok kararlı. İşte bu da kitabın çatışma noktasını oluşturuyor.

“Tek kişinin taşıdığı duyguları diğer taraf algılamadığı için o duygular karşı taraf için hiçbir şey ifade etmiyordu. Yalnız kalan benlikler kendi içinde farklı fırtınaların esmesine ve yeni sorunları da beraberinde getiriyordu.”

Ozan ve Samyeli’nin uzun uzun konuştuğu vakitler hatta buluşup birbirlerini gördükleri anlar da oluyor. Kimi zaman güzel vakit de geçiriyorlar ama bu zıtlıklar yeni sorunları doğuruyor. Bana sorarsanız bu ikilinin asıl çatışması birbirlerini anlamamaları ve bunun için de pek çaba sarfetmemeleriydi. Evet, Ozan seviyordu ama sadece sevmek tek başına yeterli miydi? Evet, Samyeli’nin de haklı korkuları vardı ama bu karşısındaki insanı düşünmeden hareket edebileceği anlamına mı geliyordu? Aralarındaki bu iletişimsizlik halini de günümüz diliyle “toksik ilişki” olarak tanımlıyorum.

“Aynı kentte yaşıyor, yazışıyor ama aynı hisle buluşamıyorlardı.”

Bu cümle kitabın özeti gibi adeta, değil mi?

“Eğer başka biriyle bir mutluluk arıyorsanız kendinizle bu oluşumlara başlamalısınız çünkü nasıl hissettiğinizden siz sorumlusunuz. Her bireyden biri bir başka bir şeyin eksikliğini onda ararsa o zaman bu ilişkide eşitlik olmaz. Burada sadece bir bağımlılık vardır.”

Bu kısım da altını çizdiğim ve haklı gördüğüm alıntılardan biriydi. Tüm bunları ele aldığımızda kitabı aşka farklı bir bakış açısı olarak görebiliriz.

Kitabın anlatımını beğendim ve okurken sıkılmadım. İlk başlarda “Tüm kitap iki karakter üzerinden mi gidecek?” şaşkınlığı yaşadığımı itiraf etmeliyim ama buna karşın sıkmaması da bir başarı olarak ele alınmalıdır. Yalnız, gözüme çarpan bir hususu da belirtmek istiyorum. Bazı yerlerde üçüncü kişi anlatımından birinci kişiye geçilerek ufak karmaşalar yaşanmış. Örneğin, “Ne kadar konuşsak da günler artık takvim yapraklarında yılı değiştirmişti de Ozan’ın günleri aynı düzenle devam ediyordu.” cümlesi gibi. Burada “konuşsalar da” yazılmalıydı.

Kitabın anlatımını ele aldıktan sonra içeriğiyle ilgili bir benzetmemi paylaşmak istiyorum. İzleyenler de benim gibi düşünecek mi bilmiyorum ama Aşkın 500 Günü filmiyle ortak bir paydası var gibi bu kitabın, öyle değil mi? O filmi izlediğim zaman da zorla oldurulmaya çalışılan bir aşk görmüştüm, tıpkı burada olduğu gibi. Belki de her ikisi de aynı mesajı vermemektedir bize; kimsenin kaderin olması için uğraşma.

Benim kitap için bahsedeceklerim bunlardı. Sizde nasıl bir etki uyandırır ya da bu ikili hakkında ne düşünürsünüz merak ediyorum. Belki yorumlarda buluşuruz sizlerle.

Yazara bol ilham ve başarı diliyorum, yeni kitaplarında buluşuruz belki tekrardan…

Esen kalın.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

778

 

YAZARLARIMIZIN GÖRÜŞLERİ

ORTAKLAŞA KİTAP ÇIKARABİLİRİZ!

BİZİMLE ÇALIŞMAK İÇİN BİRKAÇ NEDEN

2012'den bugüne hayallerinizi gerçekleştirirken yanınızdayız.
Kutlu Yayınevi | Göksel sözcükleriñ yayıncısı